Bu yazı 01-07 Ekim 1999 tarih ve 651 sayılı haftalık Yeni Düşünce Dergisi'nde yayınlanmıştır.

 

 

------------------------------------------------------

TEHLİKE ÇANLARI KARADENİZ İÇİN ÇALIYOR

Ali Rıza SAKLI (*)

        Karadeniz'e yönelik çevre kirliliği ekolojik dengeyi bozdu ve Karadeniz ölü bir deniz olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Daha önce Karadeniz'e hayat veren Tuna, Don ve Dinyeper nehirleri, son 30 yılda tam tersi bir etki meydana getirdi ve Karadeniz çok büyük bir tehdit altına girdi.

Bilindiği gibi Karadeniz'de denizin altında hayat yok. Canlılar sadece yüzeye yakın kesimde yaşıyorlar. Ancak kirliliğin aşırı boyutlara varması ile canlıların yaşamasına müsait yüzeydeki tabaka iyice inceldi. Bu tabakanın incelerek yok olması Karadeniz'in ölü bir deniz haline gelmesi anlamına geliyor.

Karadeniz'e kıyısı olan Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu, Türkiye ve Ukrayna, kirlilikte önemli paya sahip ülkeler. Ancak çevre felaketinin tek sorumlusu onlar değil.

Avrupalılar Karadeniz'i Kirletiyor

Kara Avrupa'sının üçte birine tekabül eden 17 ülkenin, büyük bölümleri ve 13 başkenti dahil, toplam 160 milyon insanın ürettiği kirliliğin nihai varış yeri Karadeniz'dir. Sanayi atıkları, kanalizasyon, türevleri ile birlikte petrol ve diğer kimyasal maddeler, nehirler vasıtasıyla Karadeniz'e taşınıyor.

Karadeniz Kültür ve Çevre Derneği'nden yapılan açıklamaya göre Tuna nehri her yıl 10 milyon 830 bin ton kirletici maddeyi Karadeniz'e taşıyor. 81 milyon nüfusun yaşadığı yerleşim yerlerinden geçerek Karadeniz'e gelen Tuna, her yıl 9 milyon 800 bin ton organik madde, 575 bin ton inorganik azot, 55 bin ton inorganik fosfor, 30 bin ton organik fosfor, 90 bin ton demir, 206 bin ton petrol kökenli kimyasallar, 48 bin ton deterjanlar, 12 bin ton çinko, 6 bin ton manganez, 4 bin 500 ton kurşun, 2 bin 600 ton fenoller, 1 700 ton arsenik ve 80 ton cıva getirmektedir.

Petrol Kirliliği

Araştırmalara göre, Karadeniz'e her yıl 110.000 tondan fazla petrol karışmaktadır. Bu petrolün 57 bin tonu Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerden kaynaklanırken, sadece Tuna nehrinin taşıdığı petrol miktarı yıllık 53 bin tondur. Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerden Ukrayna ise 38.000 ton ile en büyük petrol kirleticisi durumundadır.

Karadeniz ekolojisini tehdit eden en önemli faktörlerden biri de petrol olarak görülüyor. Her yıl Karadeniz'e akan veya sızan 110.000 ton rakamının korkunç büyüklükte olmasına karşılık, büyük bir tankerin karışacağı tek bir deniz kazasının dahi bu kadar petrolün denize sızmasına neden olacağı bildiriliyor. Bu sebeple Hazar petrollerinin tankerlerle Karadeniz ve Boğazlar üzerinden taşınmasının kesinlikle doğru olmayacağı ifade ediliyor.

Sintine Sularının Olumsuz Etkisi

Bütün bu çevre felaketiyle boğuşarak hayatta kalmaya çalışan Karadeniz eko-sistemi, bir de uzak batıdan gelen deniz anası benzeri yaratık tarafından tahrip edildi. Gemilerin yükünü dengelemek için sintine depolarına aldıkları sularla ABD'nin doğu kıyılarından Karadeniz'e gelen Mnemiopsis Leidyi Latince adlı taraklı deniz anası, balık yumurtalarını ve denizdeki küçük balıkları ve diğer canlıları yiyerek besleniyor.

1980'lerin ortalarında Karadeniz'de görülmeye başlanan bu yaratık, hamsi neslinin tükenmesinde de baş rollerde bulunuyor. Hamsinin yok olması ise, beslenme bakımından hamsiye bağımlı olan mezgit, uskumru, kalkan ve palamut gibi balıkların da azalmasına yol açıyor.

Sintine sularının yabancı maddeler taşıyarak ekolojik dengeyi bozucu etki göstermesi üzerine, ABD bir kanun çıkararak bu suların ABD iç denizlerine ve göllerine boşaltılmasını yasakladı. Türkiye de, Marmara ve Karadeniz'e gidecek gemilerin sintine sularını Ege'de boşaltmalarını mecburi hale getirmelidir.

Karadeniz Çevre Projesi; BSEP

Bütün bu çevre felaketi karşısında hiçbir şey yapılmadı dersek yalan olur. Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerde münferit olarak yapılan çalışmalar 1993 yılında Karadeniz Çevre Projesi (Black Sea Environmental Project = BSEP) adı altında birleştirildi.

Proje başlıca üç hedefi gerçekleştirmeye öncelik verdi:

1- Karadeniz ülkelerinin çevre çalışmaları ve yönetim kapasitelerini geliştirmek.

2- Yeni çevre politikaları geliştirme ve yeni çevre kanunları çıkarma konusundaki çalışmaları desteklemek.

3- Sağlam çevre yatırımları yapılmasını teşvik etmek.

1994 yılında merkezi İstanbul'da olmak üzere Program Koordinasyon Birimi faaliyete geçti. 31 Ekim 1996'da Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu, Türkiye ve Ukrayna çevre bakanları İstanbul'da biraraya gelerek Karadeniz Stratejik Faaliyet Planı'nı imzaladılar. Bu toplantıda 31 Ekim gününün "uluslararası Karadeniz günü" ilan edilmesine karar verildi.

Çalışmalar Yeterli Değil

İyi niyetli çalışmalar, özellikle eski Doğu Bloku ülkeleri ile BDT ülkelerinin bir geçiş döneminde olmaları sebebiyle fazla başarılı olamadı. Zira, gerekli faaliyetlerin yapılabilmesi maddi imkân gerektirmekteydi ve Karadeniz Çevre Projesi için Avrupa Birliği, BM Çevre Programı, BM Gelişme Programı gibi kuruluşlardan sağlanan destek yeterli olmamaktaydı.

1997 Ekim'ine kadar üye ülkelerin kendi Milli Karadeniz Stratejik Faaliyet Planlarını hazırlamaları öngörülmüştü. Ancak, özellikle ekonomik sorunlar sebebiyle bu planlar maalesef hazırlanamadı.

Karadeniz Çevre Projesi, Karadeniz'i kirleten kaynakları belirleme ve kirlilik seviyesini takip etme konularında önemli işlevler yerine getirdi. Daha önemlisi ileride Karadeniz'i kurtaracak faaliyetler için hazır bir zemin oluşturmuş bulunuyor.

Kirlilik Yükü Çok Ağır

Karadeniz çevresinde yaşayan takriben 160 milyon insanın yarattığı kirlilik yanında, Orta Avrupa'da yaşayan 160 milyon insanın kirliliği de Karadeniz'e akmakta ve bu yük Karadeniz'e çok ağır gelmektedir.

Bütün bu ağır çevre şartlarını yaşayan Karadeniz, sadece İstanbul Boğazı'ndan su alışverişi yapmaktadır. Ancak, Boğaz derinliğinin sadece 70 metre olması, Karadeniz'in ise yer yer 2000 metreye kadar derinliğe sahip olması, denizin kendini temizlemesine imkân vermemektedir.

Üstelik Boğaz'ın alt akıntısı ile taze suya kavuşma sevinci de tam anlamıyla kursağında kalmaktadır. Çünkü İstanbul'un ev atıkları Boğaz'ın altına verilmekte ve oradan da dip akıntısı ile Karadeniz'e gelmektedir.

Sonuç

Sonuç olarak, Karadeniz'in kurtulması için Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin yanında; içinden Tuna, Don ve Dinyeper nehirleri geçen Avrupa ülkelerini de kapsayan bir çalışma yapılmalıdır. Bu çalışma ile hem Avrupa'dan nehirlerle taşınan kirlilik hem de Karadeniz kıyılarından gelen kirlilik belli bir zaman içinde önlenmelidir.

---------------------------------------------

Ali Rıza SAKLI, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nde Dışalımlar Uzmanı olarak görev yapmaktadır.

Tel (İş): (464) 213 02 11'den 279 Cep: 0535.4599324

E-posta: alirizasakli@yahoo.com