|
|
Bu yazı 04-11 Kasım 1999 tarih ve 656 sayılı haftalık Yeni Düşünce
Dergisi'nde yayınlanmıştır. |
|
|
|
------------------------------------------------------ NÜKLEER ENERJİNİN ALTERNATİFİ VAR MI? Ali Rıza
SAKLI (*) Bir
taraftan sanayileşmenin giderek yaygınlık kazanması, diğer taraftan günlük
hayatın daha çok elektrikli aletlere bağımlı hale gelmesi enerji ihtiyacını
artırmış ve alternatif enerji kaynakları üzerindeki çalışmaları
hızlandırmıştır. Getirdiği risklere karşılık daha iyi bir alternatifinin
bulunamamış olması, elektrik enerjisi üretiminde nükleer santralların
önemini korumasına yol açmıştır. İnsanlık, ulaştığı tüketim
seviyesinden ve sahip olduğu tüketim alışkanlıklarından vazgeçmeyeceğine
göre, enerjiye olan bağımlılık da devam edecektir. Daha ucuz alternatifleri
bulunamadığı sürece nükleer enerji de kullanılmaya devam edilecektir. Dünyada Nükleer Enerji Üretimi Dünya elektrik üretiminin %17'si,
halen faal olarak çalışmakta olan 442 nükleer elektrik santralından
elde edilmektedir. Şu anda 14 ülkede 36 adet nükleer santral ise inşaat
halindedir. Nükleer enerjiye sahip olan
ülkeler, elektrik enerjisi programlarını yaparken yeni nükleer santrallere de
yer vermektedirler. Bir nükleer santralın ortalama 30-40
yıl ömrü olduğundan, 1960-1970 yılları arasında yapılan santrallerin
2000-2010 yılları arasında ekonomik ömürleri bitmektedir. Bu santrallerin
ömürlerini tamamlamaları ile sökülmeleri ve yerlerine yeni nükleer santraller
yapılması şimdiden programlanmış durumdadır. 2100 yılında, nükleer santral
kapasitesinin bugünkü gücün 10 katına, nükleer santralların
dünya elektrik üretimindeki payının da %17'den %46'ya çıkacağı tahmin
edilmektedir. Gelişmiş ülkelerden Fransa; 57
nükleer santralle elektrik enerjisinin %77'sini, Japonya; 53 nükleer
santralle elektrik enerjisinin %33'ünü, ABD; 110 nükleer santralle elektrik
enerjisinin %21,9'unu, Almanya; 20 nükleer santralle elektrik enerjisinin
%30'unu, İngiltere; 35 nükleer santralle elektrik enerjisinin %26'sını,
Kanada; 21 nükleer santralle elektrik enerjisinin %15,9'unu karşılamaktadır. Gelişmiş ülkelerin yanında,
gelişmemiş ülkeler de nükleer santrallere sahiptirler. Bunlardan Bulgaristan;
6 nükleer santralle elektrik enerjisinin %42'sini, Ermenistan 1 nükleer
santralle elektrik enerjisinin % 36,7'sini, Pakistan; 1 nükleer santralle
elektrik enerjisinin %056'sını, Çek Cumhuriyeti; 4 nükleer santralle elektrik
enerjisinin %20'sini sağlamaktadır. Nükleer enerjiye sahip ülkelerin bir
listesini tabloda görebilirsiniz. Türkiye İçin Gerekli mi? Türkiye'nin akarsular bakımından
zengin olması, ilk bakışta elektrik enerjisi ihtiyacının bu akarsular
üzerinde kurulacak santrallerle sağlanabileceği intibaını uyandırmaktadır. Halbuki durum hiç de zannedildiği gibi değildir. Türkiye'de 2000 yılı için 134,3
milyar kW-saat olarak tahmin edilen elektrik
enerjisi talebinin 2010 yılında 290 milyar kW-saat
ve 2020 yılında da 547 milyar kW-saat olacağı
beklenmektedir. Elektrik enerjisine yıllık talep artışı yaklaşık %8'dir. Ülkemizdeki bütün yerli kaynaklar
kullanılsa dahi, yıllık elektrik üretiminde 245 milyar kW-saati
aşmamız mümkün olamamaktadır. Türkiye'nin bütün kaynakları kullanılmak
suretiyle, TEAŞ tahminlerine göre, Hidrolik santrallerle 125 kW-saat, Termik santrallerle ise 120 milyar kW-saat olmak üzere toplam 245 milyar kW-saatten
fazla elektrik enerjisi üretme imkanı yoktur. Tahmini talep ile teorik arzı
karşılaştırdığımızda, 2010 yılına gelmeden yerli potansiyelin talebi
karşılayamayacağı bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu noktada alternatif enerji
kaynaklarına başvurmak kaçınılmaz olmakta ve nükleer enerji en uygun
alternatif olarak belirmektedir. Türkiye'nin Nükleer Programı Türkiye, TEAŞ (Türkiye Elektrik
Üretim-Dağıtım A.Ş.) vasıtasıyla 17 Aralık 1996 tarihinde Mersin ili Gülnur ilçesi Akkuyu mevkiinde
ilk nükleer santralını kurmak için ihaleye çıkmış ve
nükleer programını başlatmıştır. Kurulacak nükleer santralın
ilk ünitesi 2006 yılında hizmete alınacaktır. İlki Akkuyu'da,
ikincisi Sinop'ta kurulması planlanan nükleer santrallerin sayısı 2020
yılında 10'a ulaşacak ve 10.000 MW kurulu güce erişecektir. Ülkemizde uranyum madeni
bulunmamakla birlikte verimli toryum kaynakları mevcuttur. Tabii toryum
kaynakları zengindir ve nükleer reaktörde uranyuma dönüştürülebilmektedir. Akkuyu Neden Seçildi? Nükleer santrallerin kuruluş
yerinin seçiminde hidroelektrik ve kömür yakıtlı santrallara
nazaran daha serbestlik vardır. Teknik olarak her yerde kurulma imkanı olmakla birlikte, başka bazı özelliklerinin
bulunması da önemlidir. Nükleer santrallar
yapılmadan önce 4-5 yıl gibi uzun bir süre jeolojik,
sismik, deniz, hidroloji, meteoroloji, yer altı suyu, kullanma suyu, temel
sondajları ve jeofizik etüdler, harita çıkarılması,
radyoaktivite ölçümleri gibi araştırmalar yapılır. Akkuyu
için de bu araştırmalar yapılmış ve TEAŞ'ın verdiği
bilgiye göre 100'ü aşkın rapor hazırlanmıştır. Bu raporlar neticesi nükleer
santral kurmak için Akkuyu'nun uygun olduğu
sonucuna varılmış ve beş temel kriteri sağladığı tesbit edilmiştir. Bu beş kriterden
ilki deprem riskidir. Tamamen deprem kuşağında bulunan Japonya'da yapılmış 53
santral gibi, deprem bölgesinde de nükleer santral yapma imkanı
var ise de, çok yüksek maliyet gerektirmektedir. Akkuyu
ise, deprem bölgesi olmamakla hem düşük maliyet sağlayan hem de güvenli bir
yerdir. İkinci kriter ise, nükleer
santralın 400-500 tona varan büyük parçalarının
taşıma kolaylığıdır. Akkuyu, deniz kenarında olması
ile bu bakımdan da elverişlidir. Termik santrallerde olduğu gibi,
nükleer santrallerde de üretilen ısıyı alabilmek için bir soğutucuya ihtiyaç
duyulur. Deniz suyu bu maksatla kullanılacağından Akkuyu
bu imkana da sahiptir. Nüfus yoğunluğunun az olması ve
devlete ait arazilerin bolluğu ile,
Adana-Mersin-Konya-Antalya gibi yoğun enerji tüketim merkezlerine fazla uzak
olmaması da Akkuyu'nun diğer avantajları
olmaktadır. Yapılan İtirazlar İtirazları üç kategoriye ayırmak
mümkündür. Bunlar; (a) nükleer enerjiye genelde yapılan itirazlar, (b)
Türkiye'nin santral kurmasına karşı gösterilen tepkiler ve (c) Akkuyu'da santral kurulmasına yöneltilen eleştirilerdir. a-Nükleer enerjiye hayır diyenler: Nükleer
santrallerin radyasyonla ve radyoaktif atıklarla çevreyi kirlettiği, kaza
riskinin bulunduğu, atom silahlarının yayılmasına yol açtığı, pahalı
yatırımlar oldukları vb. gibi gerekçelerle nükleer santrallerin kurulmasına
karşı çıkılmaktadır. Açılan aleyhte kampanyalar
sonucunda, İsveç'te 1980 yılında yapılan referandum neticesi, 'ülkede
işsizliğe ve pahalılığa sebep olmaması' şartıyla bütün santrallerin 2010
yılında devreden çıkarılmasına karar verilmiştir. İtalya ve Avusturya'da
yapılan referandumlarla da bu ülkelerin nükleer santral programları askıya
alınmıştır. Ancak İtalya, bu durumun ekonomiye zarar verdiği kanaatine
vararak, yeniden 2010 yılında 4000 MW'lik nükleer
santrali işletmeye almayı planlamıştır. Halen Japonya, Güney Kore, Rusya, Çin
ve Fransa, ellerindeki nükleer santrallerin adetlerini artırma yönünde
programlar yapmışlardır. Yapılan eleştirilere cevap olarak;
nükleer santrallerdeki radyasyon etkisinin termik santrallerin yaydığı
radyasyondan daha az olduğu, yapılan çalışmalarla atıkların güvenli
depolanması imkanının bulunduğu, kaza riskinin ise
çok düşük olduğu ifade edilmektedir. Şimdiye kadar 30 Eylül 1999 tarihinde
Japonya'da meydana gelen kaza ve Çernobil kazası dışında nükleer santrallerde
önemli bir kaza meydana gelmemiştir. İstatistiki
anlamda bu rakam çok düşük bir riski tesbit etmekte
ve kazaların tamamen önüne geçilmesine imkan verecek yeni çalışmalar
yapılmaktadır. b-Türkiye kurmasın diyenler: Türkiye'nin
nükleer santral kurmasına karşı çıkanlar özellikle, nükleer silahların
Türkiye'nin eline geçebileceği ve bunun bir nükleer tehdit oluşturacağı
tezini ileri sürmektedirler. Türkiye'nin Pakistan ve ellerinde nükleer
santral bulunan yeni Türk Cumhuriyetleriyle işbirliğine gideceği ve bunun
tehlikeli sonuçlar doğuracağı iddia edilmektedir. 1 Haziran 1998 tarihli Radikal
Gazetesinde Deniz Zeyrek imzasıyla yayınlanan ve zamanın Pakistan Başbakanı Navaz Şerif'in Türkiye'ye nükleer işbirliği teklif
ettiğini işleyen haber yazısı İngilizce'ye tercüme
edilmiş ve bu kampanyada kullanılmaktadır. Türkiye ise, 01.07.1968 tarihinde
Nükleer Silahsızlandırma Anlaşmasına ve 23.08.1983'te Nükleer Malzemelerin
Denetlenmesi Anlaşmasına taraf olmuş bir ülke olarak, bir nükleer silahlanma
çabası içinde bulunmadığını ifade etmektedir. Sadece nükleer enerji üreterek
önündeki enerji darboğazını aşma çabası söz konusudur. c-Akkuyu'da olmasın diyenler: Bir başka itiraz da santralin Akkuyu'da
kurulmasına karşı yapılmaktadır. Akkuyu'nun deprem
bölgesinde olduğu ve Ecemiş fay hattına yakın
bulunduğu, bu sebeple de burada nükleer santral yapmanın riskli olacağı iddia
edilmektedir. TEAŞ, 1971 yılından itibaren
üniversitelere, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarına, yurt içinde ve dışındaki
araştırma merkezlerine, yörenin sismik, sismografik
ve jeolojik yapısının detaylı bir şekilde incelenmesi için Akkuyu nükleer santralı, 3000 MW'lık bir program
olarak başlatılmış olup, kuruluş aşamasında 500 yabancı personel olmak üzere 3000-5000 kişinin çalışmasına imkan sağlayacaktır. Santral
bittikten sonra ise 1000-1500 kişi sürekli işletme
personeli olarak istihdam edilecektir. Projeye yapılacak 4 milyar dolara
varan harcamanın önemli bir bölümü bölgede ve yakın illerde harcanacaktır. Nükleer santrallerin çevreye olan
etkisini anlamak için şu örnek önemlidir. Fransa'da Lorie
nehri üzerinde tam 14 nükleer santral kurulduğu halde, çevredeki çiftçiler
hala faaliyetlerini sürdürdükleri gibi, nehirde de hala balık tutulabilmektedir. Kimler Karşı Çıkıyor? Nükleer santrallerin kurulmasına
genel anlamda çevreciler itiraz etmektedirler. Somutlaştırmak gerekirse,
Avrupa Yeşil Partileri Federasyonu, Yeşilbarış (Greenpeace) Örgütü ve çeşitli
adlar altında örgütlenmiş çevreciler, nükleer silahlanmaya olduğu gibi
nükleer enerji üretimine de karşı çıkmaktadırlar. Türkiye'nin nükleer santral
kurmasına karşı çıkanlara baktığımızda işin rengi değişmekte, salt çevreci
kaygıların yerini politik kaygı ve hesaplar almaktadır. Mesela, Güney Kıbrıs
Yeşiller Örgütü gibi, politik niyetlerini çoğu kez gizleyerek diğer çevreci
örgütleri harekete geçirmeye çalışmaktadırlar. Kanada'da bulunan Nükleer
Bilgilendirme Projesi (Nuclear Awareness
Project) adlı örgüt, Akkuyu için ihaleye giren ve
en düşük teklifi veren AECL firmasına baskı kurmak ve bu işten vazgeçirmek
için Kanada Hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmaktadır. Kanada Başbakanı
Jean Cretien'e yönelik bir mektup kampanyası ile
Türkiye'de nükleer santral kurma projesinden vazgeçilmesi istenmektedir. Karşı Çıkanlara Bir Örnek Diaspora adı altında internette http://www.diaspora-net.org adresinde yayınlanan, ABD ve Kanada'daki Yunan azınlığa ait olduğu
anlaşılan web sitesinde bakın neler var. "Nükleer tehdit" başlığı
altında Türkiye'nin nükleer reaktör alma girişiminin çevre etkisi yanında
nükleer bir tehdit oluşturacağı iddia ediliyor. Bayan Loizidou'nun
hikayesinin anlatıldığı bir başka bölümde ise, bu
bayanın 19 Mart 1989 tarihinde herkesin yaptığı normal bir şeyi yaparak evine
gitmek istediği, ancak Türk güvenlik kuvvetleri tarafından önü kesilerek
engellendiği anlatılıyor. Okumaya devam edince olayın Kıbrıs'ta olduğu ve
bayanın izinsiz olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarına girmek istediği
anlaşılıyor. Engellendiği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine dava açmış
kendileri. Bir başka yerde ise
"Kosova'yı kurtarmak için bombalamak" başlığı altında, ABD'nin
küçük bir yeri bombalayacak yerde, kocaman Türkiye'yi bombalaması gerektiği,
üstelik 2 milyon Kosovalıya karşılık burada kurtarılacak 25 milyon Kürt
bulunduğu anlatılıyor. Bu web sitesinden Kanada
Başbakanına, milletvekillerine, resmi görevlilerine, ABD ve AB resmi
görevlilerine mektup, faks vb gönderilerek Türkiye'nin nükleer santral
kurmasını engellemelerinin talep edilmesi isteniyor. Bun konuda basını ve
arkadaşlarınızı uyarın ve kampanyaya katılmalarını sağlayın diye de tenbih ediliyor. Yunan Hükümeti Ne Diyor? Türkiye'nin nükleer santral
kurmasını en başta elbette Yunan Hükümeti istemiyor ve engellemek
istiyor.1980'lerde zamanın Yunanistan Başbakanı Papandreu'nun
"Pakistan Türkiye'nin kendisine nükleer bomba materyalleri sağlamasını,
karşılığında nükleer bomba teknolojisini Türkiye ile gururla paylaşacaklarını
ummaktadır" demişti. 1995 yılında, Yunan Dışişleri
görevlilerinden Thanos Dokos,
Ankara ve İslamabat arasında nükleer işbirliğine dikkat çekmiş ve Türkiye'nin
eski Sovyetler Birliği'nin Müslüman Cumhuriyetlerinden nükleer silah almayı
deneyebileceğini iddia etmişti. Son olarak Athanasia
Gregoriades isimli ve Yunanlı olduğu anlaşılan bir
kimse, 28 Ağustos 1999 tarihli The Washington Post
Gazetesi "Editöre Mektuplar" bölümünde Türkiye'nin nükleer santral
kurmasının deprem riski sebebiyle uygun olmayacağını ve yakın ülkelerin bundan
olumsuz etkileneceğini iddia etti. Bu türden kamuoyu oluşturma çabalarına her
zaman rastlamak mümkündür. Sonuç Sonuç olarak, Türkiye'nin yerli
enerji kaynaklarının yakın bir gelecekte ihtiyacı karşılamada yetersiz
olacağı ve alternatif kaynakların bulunması gerektiği ortadadır. Şu anda
elektrik enerjisi üretiminde en uygun alternatif kaynak olarak nükleer enerji
ön plana çıkmış durumdadır. Nükleer santrallerin kurulmasına
çevre kaygısıyla karşı çıkanlar elbette bir ölçüde mazur görülebilirler.
Nihayet hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz ve temiz, sağlıklı ve güvenli bir
çevre herkes için önemlidir. Ancak, nükleer enerji karşıtlığındaki çevreci
"yeşil" renk, Türkiye söz konusu olduğunda "Yunan
mavisi"ne dönmektedir. Politik maksatlı olmayan itirazları dikkate almak
elbette gerekir, ama salt düşmanlık ve karşı politika maksadı güden
şamatalara asla prim vermemek gerektiği kanaatindeyiz. Nükleer enerji Türkiye'nin
ihtiyacıdır ve gerekli tedbirleri almakta hassas davranmak şartıyla gerektiği
kadar nükleer santral kurulmalıdır. |
|
Ek: NÜKLEER
SANTRALE SAHİP ÜLKELER ve NÜKLEER ENERJİ ÜRETİMLERİ
|
ÜLKE |
İŞLETMEDE |
TESİS
SAFHASINDA |
1996
ELEKTRİK ÜRETİMİ (TWh) |
TOPLAM
ELEKTRİK ÜRETİMİ İÇİNDE PAYI(%) |
|
Arjantin |
2 |
1 |
6,92 |
11,43 |
|
Ermenistan |
1 |
- |
2,10 |
36,72 |
|
Belçika |
7 |
- |
41,4 |
57,18 |
|
Brezilya |
1 |
1 |
2,29 |
0,74 |
|
Bulgaristan |
6 |
- |
18,08 |
42,24 |
|
Kanada |
21 |
- |
87,52 |
15,97 |
|
Çin |
3 |
2 |
13,62 |
1,27 |
|
Çek Cum. |
4 |
2 |
12,85 |
20,00 |
|
Finlandiya |
4 |
- |
18,68 |
28,13 |
|
Fransa |
57 |
3 |
378,20 |
77,36 |
|
Almanya |
20 |
- |
152,80 |
30,29 |
|
Macaristan |
4 |
- |
14,18 |
40,76 |
|
Hindistan |
10 |
4 |
7,42 |
2,21 |
|
İran |
|
2 |
- |
- |
|
Japonya |
53 |
2 |
287,00 |
33,37 |
|
Kazakistan |
1 |
- |
0,09 |
0,15 |
|
Güney Kore |
11 |
5 |
70,33 |
35,77 |
|
Litvanya |
2 |
- |
12,67 |
83,44 |
|
Meksika |
2 |
- |
7,11 |
5,08 |
|
Hollanda |
2 |
- |
3,90 |
4,79 |
|
Pakistan |
1 |
1 |
0,31 |
0,56 |
|
Romanya |
1 |
1 |
0,91 |
1,75 |
|
Rusya |
29 |
4 |
108,82 |
13,10 |
|
G.Afrika |
2 |
- |
11,76 |
6,33 |
|
Slovak Cum. |
4 |
4 |
11,26 |
44,53 |
|
Slovenya |
1 |
- |
4,36 |
37,87 |
|
İspanya |
9 |
- |
53,80 |
31,97 |
|
İsveç |
12 |
- |
71,40 |
52,38 |
|
İsviçre |
5 |
- |
23,72 |
44,45 |
|
İngiltere |
35 |
- |
85,90 |
26,04 |
|
Ukrayna |
16 |
4 |
79,58 |
43,76 |
|
ABD |
110 |
- |
674,78 |
21,92 |
|
TOPLAM |
442 |
36 |
2300,09 |
% 17 |
Kaynak: TEAŞ